ÜNLÜ TÜRK MATEMATİKÇİLER
B e r n h a r d R I E M A N N (Alman Matematikçi) - (1826 - 1866)
l Göttingen'de
Gauss'un daha sonra Berlin'de Jakobi ve Steiner'in öğrencisi
oldu. Karmaşık değişkenli fonksiyonlar kuramı tezi bu kuramı tümüyle
altüst etti. Bir noktada, bu noktaya ulaşan yola göre çok sayıda değer
alan diferansiyelleşebilir fonksiyonlardan yola çıkarak ve geçiş
çizgileriyle bağlı, bindirilmiş düzlemlerden, yapraklardan oluşan bir
Riemann yüzeyi üzerinde değişkeni dolaştırarak bu fonksiyonları bir
biçimli hale getirdi. Fonksiyonlar kuramıyla yüzeyler kuramı arasındaki
bağları inceleyerek topolojinin temellerini attı; Riemann'ın bu bilim
dalının yaratıcısı olduğunu söyleyebiliriz.1854'te bir fonksiyonun
trigonometrik serilerle gösterilmesini konu alan doçentlik tezinde,
türevleşmeyen sürekli bir fonksiyon örneği verdi.Aynı incelemesinde
Cauchy'nin kuramından daha genel bir integralleme kuramı geliştirdi; bu
kuram, süreksizlik bakımından sayısız bir sonsuzluğu olan sınırlı
fonksiyonlara uygulanabiliyordu. Oysa Cauchy'nin kuramı, yalnızca parça
parça sürekli fonksiyonlar için geçerliydi. Sayılar kuramında zeka
fonksiyonunun, asal sayıların aritmetik kuramı için önemini gösterdi.
Riemann eğriliği pozitif olan katlı uzaylar üzerinde, koşutsuz, öklidçi
olmayan bir geometri geliştirdi.
C a h i t A R F (Türk Matematikçi) - (1910-1997)
l 1910
yılında Selanik'te doğdu. Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Nor-male
Superieure'de tamamladı (1932). Bir süre Galatasaray Lisesi'nde
matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakül-
tesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için
Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını
bitirdi. Yurda dön-düğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde
profesör ve ordinaryus profersörlüğe yükseldi. Burada 1962 yılına kadar
çalıştı. Daha sonra Robert Koleji'nde Matematik dersleri vermeye
başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma
Kurumu (TÜBİTAK) bilim kolu başkanı oldu. Daha sonra gittiği Amerika
Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu;
Kalifor-niya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olrak görev yaptı.
1967 yılında yurda dönüşünde Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim
üyeliğine getirildi. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ay-rıldıktan
sonra TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1985 ve
1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı. Arf
İnönü Armağanı'nı (1948) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı (1974).
Cebir ve Sayılar Teori-si üzerine uluslararası bir sempozyum 1990'da 3
ve 7 Eylül tarihleri arasında Arf'in onuruna Siliv-ri'de
gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve Geometri üzerine ilk konferanslarda
1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı
üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf 1997 yılının Aralık ayında bir
kalp rahatsızlığı nedeniyle aramızdan ayrıldı...
l Türk-İslam
Dünyası astronomi ve matematik alimleri arasında, ortaya koy-duğu
eserleriyle haklı bir şöhrete sahip Ali Kuşçu, Osmanlı Türkleri'nde,
astronominin önde gelen bilgini sayılır. "Batı ve Doğu Bilim dünyası
onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir alim olarak tanır." Öyle ki;
müsteşrik W .Barlhold, Ali Kuşcu'yu "On Beşinci Yüzyıl Batlamyos'u"
olarak adlan-dırmıştır. Babası, Uluğ Bey'in kuşcu başısı (doğancıbaşı)
idi. Kuşçu soyadı babasından gelmektedir. Asıl adı Ali Bin
Muhammet'tir. Doğum yeri Mave-raünnehir bölgesi olduğu ileri sürülmüşse
de, adı geçen bölgenin hangi şehrinde ve hangi yılda doğduğu kesinlikle
bilinmektedir.Ancak doğum şehri Semerkant, doğum yılının ise 15.
yüzyılın ilk dörtte biri içerisinde olduğu kabul edilmektedir. 16
Aralık 1474 (h. 7 Şaban 879) tarihinde İstanbul'da ölmüş olup, mezarı
E-yüp Sultan Türbesi hareminde bulunmaktadır. Ölüm tarihi; torunu
meşhur astronom Mirim Çele-bi'nin (ölümü, Edirne 1525) Fransça yazdığı
bir eserin incelenmesi sonucu anlaşılmıştır. Mezar yerinin 1819 yılına
kadar belirli olduğu ve hüsn-ü muhafazasının yapıldığı; ancak 1819
yılından sonra, Ali Kuşcu'ya ait mezarın yerine, zamanının nüfuzlu bir
devlet adamının mezar taşının konmuş olduğu anlaşılmaktadır.
l Uluğ
Bey'in Horasan ve Maveraünnehir hükümdarlığı sırasın-da, Semerkant'ta
ilk ve dini öğrenimini tamamlamıştır. Küçük yaşta iken astronomi ve
matema-tiğe geniş ilgi duymuştur.Devrinin en büyük bilginlerinden; Uluğ
Bey , Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddün Cemşid ve Mu'in al-Din
el-Kaşi'den astronomi ve matematik dersi almıştır. Önce,Uluğ Bey,
tarafından 1421 yılında kurulan Semerkant Rasathanesi ilk müdürü,
Gıyaseddün Cemşid'in, kısa süre sonra da Rasathanenin ikinci müdürü
Kadızade Rumi'nin ölümü üzerine, Uluğ Bey Rasathane-ye müdür olarak Ali
Kuşcu'yu görevlendirmiştir. Uluğ Bey Ziyc'inin tamamlanmasında büyük
e-meği geçmiştir. Nasirüddün Tusi'nin Tecrid-ül Kelam adlı eserine
yazdığı şerh, bu konuda da gayret ve başarısının en güzel delilini
teşkil etmektedir. Ebu Said Han'a ithaf edilen bu şerh, Ali Kuşcu'nun
ilk şöhretinin duyulmasına neden olmuştur. Kaynakların
değerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali Kuşcu yalnız telih
eseriyle değil, talim ve irşadıyle devrini aşan bir bilgin olarak
tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında, torunu Mirim Çelebi,
Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi (Sarı Lütfi) gibi astronomların da
yetişmesine sebep olmuştur. Bu bilginlerle be-raber, Ali Kuşcu'yu eski
astronominin en büyük bilginlerinden birisi olarak belirtebiliriz.
T h a l e s (Türk Gök Bilimci, Filozof ve Matematikçi) - (550-600)
l Büyük
bir gezgindi; Babil ve Mısır'dan cebir ve geometrinin öğelerini
getirdiği sanılmaktadır. Thales açıları büyüklük olarak değil de, belli
bir biçimi olan şekiller olarak ele alıyordu; açıların, ait oldukları
üçgenlerle ilişkileri üstüne bazı bilgiler ve ters açıların eşit
olduğuna ilişkin açıklama o na mal edilmektedir. Bir cismin
yükseklğini, gölgesinden yararlanarak belirlediği ve bir geminin kıyıya
uzaklığının nasıl ölçülebileceğini gösterdiği sanılmaktadır. Ününü,
büyük olasılıkla 585'teki Güneş tutulmasını öncedenhaber vermesine
borçludur. Thales'e büyük ün kazandıran bu olay Babiller tarafından
bilinmekte idi. Burada önemli olan, tutulma o ayının kendisi değil,
haber verenin bu bilgiyi aldığı kaynaktır. Gerçekte: Thales' in bu
bilgiyi eski Mısır ve Mezopotamya'dan elde ettiğinde bütün kaynaklar
birleşmektedir.
Matematikte
kurucu addedilmesine sebep olan bilgileri de şunlardı. Bir dairenin
içine üçgen çizme probleminin çözümü, cisimlerin gölgesi yardımıyla
yüksekliğinin hesabı, üçgenlerin kenarları ile ilgili bağıntılar ters
açıların eşitliği konusu, küresel üçgenlerin bazı özellikleri eşkenar
üçgenlerin taban açılarının eşitliği teoremi.Thales'e atfedilen ve
bilimlerde kurucu unvanını almasına sebep olan bu bilgiler, Thales'ten
2000 yıl kadar önceleri Eski Mısırlılar ve Mezopotamya'lılar tarafından
bilinmekte idi. Thales, eski Mısır ve Babil'e yaptığı birçok
seyahatleri sırasında, buralarda eski dönemlerin bilim ve teknik lerini
dönemin bilginlerinden (kahin, katip, rahip) öğrenmiştir. Bu ilk
medeniyetlerin, es-ki imparatorluk dönemlerinden öğrenmiş ve bu
suretle Grek felsefesinin, geometri ve ast-ronomisinin gelişmesine ilk
çıkış noktası olarak temel kavramlar edinmiştir. Ülkemizde, diğer antik
dönem bilginleri ne olduğu gibi Thales' e mümtaziyet ve ebedilik
verilmesine sebep, Batılı kaynakların yayınlarıdır. Değişik bir ifade
ile bilgilerimizin noksan olduğu dönemlerin damgasını taşır. Bize
göre:Thales'in bilim tarihindeki yeri ile ilgili gerçekleri şu şekilde
özetlemek mümkündür. Thales, ilk medeniyetlerin besiği olan eski Mısır
bölgesini uzun yıllar dolaşmıştır. Kaynaklardan bazıları Thales'in
Babil bölgesine kadar gittiğini yazar. Thales eski Mısır ve
Mezopotamya'ya yaptığı bu geziler sırasında matematik, astronomi ve
fiziğin temel bilgilerini öğrenerek Atina'ya döndü. Bugün için "saçma"
olan şu görüşler de Thales'e aittir: "Yeryüzü, suyun üstündedir ve
suyun üstünde tahta parçası gibi durur, dalgalanır.", "Kehribar da
cisimleri çektiği için ruha
P a s c a l (Fransız Matematikçi, Fizikçi ve Yazar) - (1623-1662)
l Daha 16 yaşındayken konikler üzerine bir inceleme yazdı. 1642'de bir hesap makinası icat etti. Matematikle uğraşan babasıyla birlikte Paris Mersenne Akademisi'ne
l Pascala
göre rastlantı geometriye dökülebilir. O'nun olasılıklar hesabına
yaklaşımı, Pascal üçgeni denen aritmetik üçgene dayanır. Pascal daha
sonra sikloit üzerine incelemelere baş-ladı ve "Traité des sinus du
quart du cercle" ( Çeyrek çemberin sinüleri üzerine inceleme) adlı
yapıtında Leibniz 'in de yararlanacağı karakteristik üçgeni buldu...
1653'ten itibaren ma-tematik ve fizik üzerine çalışarak sıvıların
kararsızlığı üzerine bir kitapçık yazar. Bu kitapçıkta Pascal'ın basınç
kanunu açıklanır. Kendisi binom üçgeni üzerinde çalışan ilk matematikçi
olmasa da bu konuda çalışması değişik gelişmelere ışık tutmuştur...
E l – H a r i z m i (Özbekistan Doğumlu Matematikçi)
l Ebu
Abdullah Muhammed bin Musa El-Harezmi, Özbekistan'da doğdu. Doğum
tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hayatı hakında çok fazla bilgi
bulunmamaktadır. Batı bilim dünya-sında en sürekli, en derin etkiler
bırakmış matematikçi olarak tanınmıştır. El Harizmi'nin en çok ilgi
gören eserleri Kitabü'l muhtasar fi'l Cebr ve'l Mukabele ve Kitabü'l
muhtasar fi Hisabü'l Hindi dir.
l Harizmi,
doğu bilim dünyasında cebir ilmine ilişkin ilk eser yazan kişidir. Bu
bilim dalı daha önce az çok işlenmiş ve kısmen geometriden ayrı bir
ilim dalı olmaya başlamıştı. Birinci de-receden denklemler
çözülebiliyordu, hatta hesaplama metodlarıyla ikinci dereceden
denk-lemlere çözüm bulunuyordu. Fakat henüz ikinci derece denklemlerin
köklerini bulma yönte-mi geliştirilmemişti.
İşte El Harizmi'nin El
Cebr ve'l Mukabele kitabı ikinci dereceden denklemlerin çözüm yolunu
sistemli olarak işleyen ilk eser niteliğindedir ve 600 yıldan uzun bir
süre (15. yüzyıla kadar) el üstünde tutulmasının nedeni de budur.
l El Harizmi, adı geçen eserinde denklemleri iki grupta toplamaktadır:
l Birinci grupta, çözümleri derhal bulunabilen bizim bugünkü sembollerle ifade edersek;
l x2 = ax , x2 = n , ax = n
l şeklindeki denklemlerdir.Bunların çözüm kurallarını gösterdiktren sonra El- Harizmi ikinci denklem grubuna geçer
l x2 + ax = n , x2 +n = ax , ax + n = x2
l Ve bunların çözümünü bugün bildiğimiz metodla yapar.
Bu kitapta ayrıca, ikinci dereceden denklemlerin hangi durumlarda iki
kökünün , hangi du-rumlarda çift kökünün olacağını ve hangi durumlarda
denklemin reel kökü olamayacağını çok açık bir şekilde belirtmiştir. Bu
kuralları bir öğretmen yeteneğiyle ortaya koyduktan son-ra El Harizmi ,
bu kuralları geometrik olarak ispatlamıştır.Harizmi'nin bu eseri
matematik tarihi bakımından çok önemli gelişmelere dayanak ve
baş-langıç olmuş 600 yıldan biraz daha fazla (15. y.y. sonuna kadar)
matematik öğretimi için te-mel sayılmıştır. Eser, Endülüs medreseleri
aracılığıyla Batı'ya geçmiştir. İlk Latince çevirisi 1183'te
yapılmıştır. Roger Bacon, Fibonacci gibi bilim adamaları eseri
hayranlıkla incele-mişler, ve kendi öğretilerinde bu eserden
faydalanmışlardır. 1486 yılında Leipzig Üniversite-si'nde okutulmaya
başlanmıştır. 1598 -1599 yıllarında hala cebir biliminde tek kaynak
Hariz-mi'nin bu eseridir.El Harizmi matematiğin yanısıra astronomi ve
coğrafya ilimlerinde de eserler vermiştir. Ast-ronomik cetvellerle
ilgili kitaplar yazmış ve bu eserler 12. y.y. da Latince' ye
çevrilmiştir. Bu-nun yanısıra Ptolemy'nin coğrafya kitabını
düzeltmelerle yeniden yazmış, 70 tane bilim ada-mıyla birlikte
çalışarak 830 yılında bir dünya haritası çizmiştir. Dünyanın çevresini
ve hacmini hesaplama çalışmalarında yer almıştır. Güneş saatleri,
usturlaplar ve saatler üzerine yazıl-mış eserleri de vardır.
C a n t o r (Alman Matematikçi) - (1845 – 1918)
l Kümeler
kuramının kurucusu Kummer, Weierstrass ve Kronecker'in öğren-cisidir.
Öğrenimini tamamladıktan sonra 1879 yılında Halle Üniversitesi'n-de
profesör oldu. Weierstrass'ın etkisi gerçek sayıların oransal sayılarla
tamlanarak elde edilen Cantor kuruluşuda görülür (1872). Oransal
sayıları saymanın (yani bu sayılarla doğal sayılar arasında birebir
örten bir uygu-lama kurmanın) olanaklı olduğunu bildiğinden, gerçek
sayıların sayılıp sayılamayacağı sorusu üzerinde çalıştı ve olumsuz
sonuca vardı (1873). Daha sonra boyut problemiyle uğraştı ve üç yıl
boyunca bir kare ile bir doğru parçası arasında birebir ve örten bir
uygulama kurmanın olanaksızlığını kanıtlamaya çalıştı; ancak böyle bir
uygulamanın bulun-duğu sonucuna ulaştı.
l Sonsuz
kümeleri sınıflandırmaya çalıştı ve yalnızca iki sınıf bulunduğu
sonucuna vardı: sayı-labilir kümeler sınıfı (pozitif
tamsayılar kümesiyle eşkuvvetli) pozitif gerçek sayılarla eşkuv-vetli
kümeler sınıfı. Cantor sürekliden sayılabilire geçişi elde etmeye
çalışırken, topolojik kavramlara bağlı küme kavramlarını buldu ve
doğrunun topolojisini inceledi. Kümeler kura-mını, sayılar kuramın bir
genişlemesi biçiminde
A b e l (Norveçli Matematikçi) - (1802-1829)
l O
dönemler, genç bir matematikçinin şöhreti yakalayabilmesi için tek
çaresi, Paris gibi büyük merkezlerdeki tanınmış kişilerin takdirini
ka-zanabilmek olduğundan, Abel de Paris’te zamanın büyük isimlerinden
Ca-uchy’ye bir çalışmasını takdim eder. Oysa Cauchy kendi ünüyle
meşgul, bu kuzeyden gelen genç adamın verdiği çalışmayı okumadan
kaybeder. Abel de Berlin’de tanıştığı Crelle adlı bir matematikçinin
teklifine uyarak o-nun yeni çıkaracağı bir matematik dergisine makale
göndermeye başlar.
l Bugün
Crelle Dergisi takma adıyla bilinen bu çek prestijli derginin ilk
sayısında altı makale ya-yınlar ve matematik dünyasında tanınması da bu
sayede olur. Abel’in matematiğe katkısı, eliptik integral adıyla
bilinen bazı tür integrallerin kavram olarak anlaşılmasını sağlamaktan
ibarettir. Bu integrallerin nasıl hesaplanacağı hala bilinmemekle
birlikte, altlarında yatan temel kavramların ne olduğu Abel’in ve
çağdaşlarının çalışmalarıyla aydınlanmıştır. Abel’in matematik dünyası
dışında da tanınmasını sağlayan çalışması ise beşinci derece po-linom
denklemlerinin çözümleriyle ilgilidir. Birinci ve ikinci derece
polinom denklemlerinin çö-zümü yıllardır biliniyordu. Üçüncü derece
polinom denkleminin çözümünü, 15. Yüzyılda İtalyan matematikçi
Cardano, dördüncü derece polinom denklemin çözümünü de Cardano’nun
arka-daşı Ferrari, yine katsayılar cinsinden çözmeyi başardı.
l İnsanlar
dördüncü derece denklemlerden sonra beşinci derece denklemlerle tam üç
yüzyıl hiçbir sonuç almadan uğraşmışlardır. İşte Abel burada tarih
sahnesine çıktı. Abel, beşinci dereceden genel bir polinomun
köklerinin bilinen yöntemlerle bulunmasının mümkün olmadığını
gösterdi. Bazı özel beşinci derece denklemlerin çözümünün bulunduğu
halde, her denkleme aynı şekilde uygulandığında, bize çözümü verecek
bir metodun olmadığını ispatladı.
l Abel,
matematikte elde ettiği parlak sonuçlara rağmen hayatı boyunca doğru
dürüst bir iş bile bulamadı. Matematikçi olarak kendisini Avrupa’daki
matematik çevrelerine bir türlü kabul et-tiremedi. Sonunda 26 yaşında,
yokluk içinde veremden öldü. Ölümünden iki gün sonra adına bir mektup
geldi. Berlin Üniversitesi’nden gönderilmiş bir mektup, Abel’in
ölümünden habersiz, genç matematikçiye çalışmalarının dikkat çektiğini
ve kendisine üniversitede iş teklif ettiklerini bildiriyordu. Öldükten
sonra anlaşılma olgusunun bu denli tez gerçekleştiği bu denli tez
gerçekleştiği bir daha görülmedi.
l Asıl
adı Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam' dır. 18 Mayıs 1048'-de
İranin Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu.
Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden almıştır.Fakat o
soyisminin çok ötesinde işlere imza atmıştır.Daha yaşadığı dönemde
İbn-i Sina'dan sonra Doğu'nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul
ediliyor-du. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek
matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için zamanın
bütün bilgilerini bildiği söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı
çalışmaların çoğunu kaleme almadı, oysa O is-mini çokça duyduğumuz
teo-remlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara
da-yanılarak Ömer Hayyam'ın çalışmaları şöyle sıralanabilir:
l Yazdığı
bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel
Bilimler Alanın-da Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve
Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. Enbüyük eseri
Cebir Risalesi'dir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik
denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik
tarihinde ilk kez bu sı-nıflandırmayı yapan kişidir. O cebiri, sayısal
ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini a-maçlayan bilim olarak
tanımlardı. Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan
Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmıştır.
Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır.
Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu
çözümler zekice seçilmiş konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu
kitabında iki koniğin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem
tipi için köklerin bir geometrik çizi-mi bulunduğunu belirtir ve bu
köklerin varlık koşullarını tartışır.
l Bunun
yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur. Binom teoerimini ve bu
açılımdaki kat-sayıları bulan ilk kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal
üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir).Öğrenimi
tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzana-cak bir ün
kazandıran Cebir Risaliyesi'ni ve Rubaiyat'ı Semerkant'ta kaleme
almıştır. Dönemin üç ünlü ismi Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam
bu şehirde bir araya gelmiştir. Dönemin hakanı Melikşah, adı devlet
düzeni anlamına gelen ve bu ada yakışır yaşayan veziri Nizamül-mülk'e
çok güvenirdi. Ömer Hayyam ile ilk kez Semerkant'ta tanışan Nizam onu
İsfa-han'a davet eder. Orada buluştuklarında O'na devlet hülyasından
bahseder ve bu büyük ha-yalinin gerçekleşmesi için Hayyam'dan yardım
ister. Fakat Hayyam devlet işlerine karışmak istemez ve teklifini geri
çevirir.4 Aralık 1131'de doğduğu yer olan Nişabur' da fani dünyaya veda
eder..
Proklos, a2 + b2 = c2 eşitliğini sağlayarak Pythagorasçı üçlüler (a,b,c) oluşturrmak olanağı veren formülü Pythagoras'a mal etti. Pythagorasçılar ayrıca a - b = b - c gibi aritmetik, a : b = b :c gibi geometrik, (a - b) : a= (b - c) : c gibi armonik ortalamaları inceleyip, tamsayılarla sınırlı bir oranlar kuramını da geliştirdiler. Bir karenin köşegen ve kenarının eşölçeksizliğinin, yani uzunluklarının ortak bir ölçünün tam katlarıyla ifade edilememesinin keşfi, genellikle onlara atfedilir. Bunun, Pythagoras'tan esinlendiği söylenir. Oysa bu keşif, herşey sayıdır önerisinde ileri sürüldüğü gibi, dünyanın tamsayılara uygunluğu düşüncesine son verdiği için derin bir bunalıma yol açtı. Gerçekten de Pythagorasçı doğa görüşü herşeye bir tam sayı atfediyor-du. Bu görüş, aynı sayıları düzenleyerek çeşitli büyüklüklerle, çeşitli ortamlarda aynı müzik armonilerini ve aynı geometrik biçimler ortaya konulabileceği gözlemine dayanıyordu. Örne-ğin, kenarları 3:4:5 ile orantılı her üç-gen, dik üçgendi (Pythagoras teoremi). Ayrıca Pythago-ras'ın daha önce Babylonialılar'ın bildik-leri bu teoremin bir tanıtlamasını yapıp yapmadığı da bilinmemektedir.
ALINTIDIR...
ÜNLÜ TÜRK MATEMATİKÇİLER 
Kategori: 
Çarşamba, Nisan 23, 2008
cebirsel ifadeler
2009-04-20 16:59:46