<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>| E R G U N E M R E |</title>
        <description></description>
        <link>http://ergunemre.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Sun, 08 Nov 2009 14:23:57 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>TÜRKÇENİN TARİHİ</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/turkcenin-tarihi_14135461.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/turkcenin-tarihi_14135461.html</guid> 
            <description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Türkçenin Tarihi Gelişimi&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;(Muharrem Ergin)&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;b&gt;Eski Türkçe&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Türk
yazı dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun âbidelerinin metinleridir.
Fakat bu metinler şüphesiz Türk yazı dilinin ilk örnekleri değildir.
Çünkü Orhun âbidelerindeki dil yeni teşekkül etmiş bir yazı dili olarak
değil, çok işlenmiş bir yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu
bakımdan, Türk yazı dilinin başlangıcını ele geçen bu ilk metinlerden
çok daha öncelere çıkarmak gerekir. Türk yazı dilinin sekizinci asırdan
sonraki gelişmesi ile mukayese edilerek bir tahmin yürütülürse, Orhun
abidelerindeki yazı dilinde hiç değilse bir kaç asırlık bir gelişme
mevcut olduğuna kolaylıkla hükmolunabilir. Buna göre Türk yazı dilinin
başlangıcını Milâdın ilk asırlarına, hiç olmazsa Orhun âbidelerinden
bir kaç asır önceye çıkarmak doğru olur. Fakat Orhun kitabelerinden
daha eski bir metin ele geçmediği için bu yazı dilini ancak sekizinci
asırdan itibaren takip edebilmekteyiz.&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;İşte
nazarî olarak Milâdın ilk asırlarında başladığını kabul ettiğimiz ve
ilk ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazı dili 12 - 13.
asra kadar devam etmiş olup, bu devre Türk yazı dilinin ilk devresini
teşkil etmektedir. Bu ilk yazı dili devresi ayni zamanda müşterek bir
yazı dili devresidir. Yani bu yazı dili bütün Türklüğün tek yazı dil.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/turkcenin-tarihi_14135461.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 23 Apr 2008 09:43:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ÜNLÜ TÜRK MATEMATİKÇİLER</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/unlu-turk-matematikciler_14135151.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/unlu-turk-matematikciler_14135151.html</guid> 
            <description>&lt;b&gt;B e r n h a r d&amp;nbsp;&amp;nbsp; R I E M A N N&lt;/b&gt; (&lt;b&gt;Alman Matematikçi)&lt;/b&gt; - &lt;b&gt;(&lt;/b&gt;&lt;b&gt;1826 - 1866)&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;l&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Göttingen'de
Gauss'un daha sonra Berlin'de Jakobi&amp;nbsp; ve Steiner'in öğrencisi
oldu.&amp;nbsp;Karmaşık değişkenli fonksiyonlar kuramı tezi&amp;nbsp;bu kuramı tümüyle
altüst etti. Bir noktada, bu noktaya ulaşan yola göre çok sayıda değer
alan diferansiyelleşebilir fonksiyonlardan yola çıkarak ve geçiş
çizgileriyle bağlı, bindirilmiş düzlemlerden, yapraklardan oluşan bir
Riemann&amp;nbsp;yüzeyi üzerinde değişkeni dolaştırarak bu fonksiyonları bir
biçimli hale getirdi. Fonksiyonlar kuramıyla yüzeyler kuramı arasındaki
bağları inceleyerek topolojinin temellerini attı; Riemann'ın bu bilim
dalının yaratıcısı olduğunu söyleyebiliriz.1854'te bir fonksiyonun
trigonometrik serilerle gösterilmesini konu alan&amp;nbsp;doçentlik tezinde,
türevleşmeyen sürekli bir fonksiyon örneği verdi.Aynı incelemesinde
Cauchy'nin kuramından daha genel bir integralleme kuramı ge.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/unlu-turk-matematikciler_14135151.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 23 Apr 2008 09:33:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>dna nın fiziksel yapısı</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/dna-nin-fiziksel-yapisi_14134901.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/dna-nin-fiziksel-yapisi_14134901.html</guid> 
            <description>DNA&amp;#8217;nın monomerik bileşenleri A, T, C, G bazlarını içeren dört tane deoksiribonükleotiddir. Bu 4 ana bazın dışında bazı DNA&amp;#8217;larda değişikliğe uğramış birkaç farklı baz da bulunabilir. Bunlar; metillenmiş bazlar, sülfür içeren bazlar ve anormal bir baz &amp;#8211; şeker bağı oluşturan bazlardır. Bunlar DNA&amp;#8217;da kimyasal değişikliğe neden olabilir. DNA&amp;#8217;da metil grubunun eklenmesi en yoğun şekilde sitozinlerde meydana gelir. Sitozinin 5´ numaralı karbonuna bir metil grubunun bağlanmasıyla 5 &amp;#8211; metilsitozin meydana gelir. 5 &amp;#8211; metilsitozin özellikle buğday tohumu DNA&amp;#8217;sında bol miktarda bulunur (tablo &amp;#8211; 1). Bununla birlikte T2, T4 ve T6 fajlarında 5 &amp;#8211; hidroksi &amp;#8211; metilsitozin tamamen sitozinin yerini almış durumdadır. Ayrıca ilginç bir örnekte PBS 1 bakteriyofajında görülür. Bilindiği gibi urasil bazı sadece RNA molekülünde bulunur. Fakat bu bakteriyofajda timin bazlarının yerini urasil bazları almıştır.&lt;br&gt;Adenin ve guanin bazları çift halkalı yapıdadır. Bu iki baza pürin bazları denir. Sitozin ve timin bazları ise tek halkalı yapıdadır. Bunlara ise pirimidin bazları denir. Dolayısıyla adenin ve guanin bazlarının moleküler ağırlıkları (A=135.13 dalton, G=151.13 dalton), sitozin ve timin bazlarının moleküler ağırlıklarından (C=111.10 dalton, T=126.12) daha fazladır. Eğer bir DNA molekülünde iki iplikçikten hangisi A ve G ce zengin ise bu zincire ağır zincir diğerine ise hafif zincir denir.&lt;br&gt;Gerek pürin gerekse pirimidin bazları birkaç tane çift bağ içerirler. Çift bağlar her zaman tek bağlara göre daha kararsız olduklarından, çifte bağ taşıyan moleküller, H atomlarının belli bir serbestliğe sahip olabilmesi için, farklı kimyasal biçimlerde bulunabilme özelliğine yeteneğine sahiptir. Bir H atomu bir N halkasından veya O atomundan bir diğerine hareket edebilir. Örneğin bir amino (NH2) grubundan ayrılarak bir imino (NH) grubu oluşumuna yol açabilir. Böyle kimyasal dalgalanmalara tautomerik değişim ve bu şekilde meydana ge.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/dna-nin-fiziksel-yapisi_14134901.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 23 Apr 2008 09:31:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Bilim Adamları Ve Etkileri</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/bilim-adamlari-ve-etkileri_14134831.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/bilim-adamlari-ve-etkileri_14134831.html</guid> 
            <description>&lt;strong&gt;Pythagoras (Pisagor &amp;#8211; İ.Ö. yaklaşık 580 &amp;#8211; 500&lt;/strong&gt;)&lt;br&gt;&lt;br&gt;Eski
Yunan&amp;#8217; ın büyük filozof ve matematikçilerinden biriydi. Geometri ve
müzik alanlarında adı çok geçen Pythagoras, insan ruhuna ilişkin
düşünceleriyle de anımsanır.&lt;br&gt;Pythagoras&amp;#8217; ın adı geometride sık
geçer. Pisagor teoremine göre dik açılı bir üçgenin hipotenüsünün (en
uzun kenar) karesi, karşısındaki iki kenarın karelerinin toplamına
eşittir. Ama teoremin Pisagor tarafından değil; onun öğretilerini
geliştiren öğrencilerinin bulduğu sanılmaktadır.&lt;br&gt;Pythagoras, Dünya&amp;#8217;
nın merkezdeki bir ateşin çevresinde dönen bir küre olduğunu söyleyen
ilk bilim adamlarından biridir. O dönemde öbür filozofların çoğu Dünya&amp;#8217;
nın düz olduğunu söylüyordu. Dünya&amp;#8217; nın dönerken müzik sesi çıkardığını
söyleyen Pythagoras, evrenin işleyişinin sayılara ve sayıların
arasındaki ilişkiye bağlı olduğunu ileri sürdü.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;strong&gt;Euclides (Öklit &amp;#8211; İ.Ö. yaklaşık 300)&lt;/strong&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Eski
çağların en ünlü matematik ve geometri bilginlerinden biridir. Yaşamına
ilişkin olarak bilinenler yalnızca Mısır&amp;#8217; da yaşamış olduğu ve Kral 1.
Ptolemaios&amp;#8217; un kendisinden, o dönemde dünyanın en önemli öğrenim
merkezi olan İskenderiye kentinde bir okul kurmasını ister. Kendisinin
Yunanlı olduğu sanılmaktadır.&lt;br&gt;Öklit&amp;#8217; e gelene kadar geometri bilgisi
oldukça gelişmişti, ama bu bilgi büyük ölçüde birbiriyle bağımsız
kurallardan oluşuyordu. Öklit geometriye ilişkin bütün bilgileri bir
araya toplayarak, bunların arasındaki bağlantıyı kurdu, bunlara kendi
geliştirdiği bazı yeni kanıt ve önermeler ekledi. Bütün bu
çalışmalarını 13 top parşömenden oluşan Stoikheia (Elemanlar) adlı
yapıtında topladı. Bu eseri başka dillere çevrildi, 2000 yılı aşkın bir
süre geometri öğretiminde kullanıldı. Günümüzde okullarda okutulan
çağdaş kitaplar hâlâ Öklit&amp;#8217; in düşüncelerine dayalıdır ama bu
düşünceler daha değişik biçimlerde sunulmaktadır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;strong&gt;Archime.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/bilim-adamlari-ve-etkileri_14134831.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 23 Apr 2008 09:30:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>1453-1699 yılları arasında yaşanan tarihi olaylar</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/1453-1699-yillari-arasinda-yasanan-tarihi-olaylar_10982921.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/1453-1699-yillari-arasinda-yasanan-tarihi-olaylar_10982921.html</guid> 
            <description>
1453&lt;br&gt;
 İstanbul'un fethi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1453&lt;br&gt;
 Ayasofya'nın camiye çevrilmesi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1454&lt;br&gt;
 İlk Devlet Musiki Okulu (Enderun'un müzik bölümü)&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1458-1460&lt;br&gt;
 Mora'nın ele geçirilişi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1461&lt;br&gt;
 Trabzon Rum İmparatorluğu'nun sonu&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1461&lt;br&gt;
 Candaroğulları'nın ilhakı&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1463&lt;br&gt;
 Osmanlı-Venedik Savaşı'nın başlaması&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1463-1470&lt;br&gt;
 İstanbul'da Fatih Külliyesi'nin inşaası&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1466&lt;br&gt;
 II. Mehmed'in Arnavut seferi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1468&lt;br&gt;
 Karamanoğulları'nın sonu&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1468&lt;br&gt;
 II. Mehmed tarafından İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın tesisi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1469&lt;br&gt;
 Ahmed Karahisarı'nın Afyonkarahisar'da doğuşu&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1470&lt;br&gt;
 Eğriboz'un alınışı&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1471&lt;br&gt;
 Fatih Külliyesinin açılışı&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1472&lt;br&gt;
 Topkapı Sarayı'nın inşası&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1473&lt;br&gt;
 Otlukbeli Zaferi : Osmanlı Akkoyunlu mücadelesi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1474&lt;br&gt;
 Ali Kuşçu'nun ölümü&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1475&lt;br&gt;
 Kırım'ın Osmanlı hakimiyetine girişi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1476&lt;br&gt;
 Boğdan seferi ve zaferi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1478&lt;br&gt;
 Fatih tarafından ilk altın paranın darbettirilmesi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1478&lt;br&gt;
 Şerafeddin Sabuncuoğlu'nun ölümü&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1479&lt;br&gt;
 Osmanlı-Venedik Sulhü ile Fatih'in Venedikliler'e, Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname vermesi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1480&lt;br&gt;
 Otranto'ya çıkış ve başarısız Rodos kuşatması&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1480&lt;br&gt;
 Kadıaskerliğin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılması&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1481&lt;br&gt;
 II. Mehmed'in vefatı ve II. Bayezid'in tahta çıkışı&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1481&lt;br&gt;
 100 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1481&lt;br&gt;
 Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'a gelişi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1482&lt;br&gt;
 Cem Sultan'ın mağlubiyeti, Rodos'a ilticası&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1483&lt;br&gt;
 Morova Seferi ve Hersek'in ilhakı&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1484&lt;br&gt;
 Boğdan Seferi&lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
1484&lt;br&gt;
 Kili ve Akkirman'.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/1453-1699-yillari-arasinda-yasanan-tarihi-olaylar_10982921.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 15 Mar 2008 12:07:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>PERİYODİK TABLOYU KİM HAZIRLADI?  </title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/periyodik-tabloyu-kim-hazirladi_10982581.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/periyodik-tabloyu-kim-hazirladi_10982581.html</guid> 
            <description>
PERİYODİK TABLOYU KİM HAZIRLADI?&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
D. Mendeleev&lt;br&gt; Periyodik tablo, bilinen tüm elementleri belirli
bir düzene göre içeren ve incelemeyi kolaylaştıran bir sistemdir. İlk
olarak 1867 yılında J.A.R Newlands, elementleri artan atom kütlelerine
göre sıralamış ve bir elementin, kendisini izleyen sekizinci elemente
benzer özellikler gösterdiğini ifade eden &quot;Oktavlar Yasası&quot;nı ortaya
koymuştu. &lt;br&gt;
Daha sonra 1869 yılında Dmitri Mendeleev, benzer özellikler taşıyan
elementleri arka arkaya dizdiğinde, atom kütlesine dayanan bir tablo
elde etmiş ve o zamanlar bilinmeyen bazı elementlerin (skandiyum,
galyum ve germanyum gibi) varlığını, hatta özelliklerini tahmin
edebilmişti.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Lothar Meyer isimli araştırmacı da, 1886 yılında, Mendeleev'den
bağımsız olarak, atom kütlelerine göre bir periyodik tablo oluşturmuş
ve &quot;valans&quot; kavramını ortaya atmıştı. (bkz. elektron dizilimi) &lt;br&gt;
Günümüzde kullandığımız tablo, yeni elementlerin de
yerleştirilebilmesine olanak tanıyan Mendeleev'in periyodik tablosudur.
Ancak ilk halinden farklı olarak, elementler atom kütlesine değil, atom
numarasına göre düzenlenmiştir. Buna göre periyodik tabloda, soldan
sağa ve yukarıdan aşağıya doğru atom numarası artar. Sıklıkla, buna
paralel olarak bağıl atom kütlesi de artış göst.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/periyodik-tabloyu-kim-hazirladi_10982581.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 15 Mar 2008 12:01:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ATOMUN TARİHÇESİ</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/atomun-tarihcesi_10982521.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/atomun-tarihcesi_10982521.html</guid> 
            <description>&lt;br&gt;
Antikitede ve Ortaçağda Madde Anlamı ve Atom teorisi&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br&gt;
İnsanoğlu en eski çağlardan itibaren maddenin menşeini ve mahiyetini
izah etmeğe çalışmıştır. Eskilerde kâinattaki her şeyin bir tek ana
maddeden (prensipten) geldiği fikri vardı. Bu sebeple eskilerin ve bu
arada bilhassa eski Yunan filozoflarının başlıca çalışmalarını kâinatın
sonsuz karışıklığını az sayıda ana maddeye irca etmek teşkil eder. Eski
Yunan ve Avrupa felsefesinin babası olup Yunan Ege Okulunun kurucusu
olan Milet'li THALES (M.Ö. 640-546), her şeyin sudan geldiğini
farzediyordu. Şüphesiz Thales'e göre mevcut olan şey, sis, su ve toprak
şekillerini alabilmelidir. Thales ana madde olarak suyu almakla,
akıcılık özelliğinde kâinatın esas vasfını düşünmüş ve bu vasfın
mütemadi şekilde değişmesiyle de maddenin gaz, likid ve solid gibi üç
ayrı fiziksel halinin meydana gelebileceğini ifade etmek istemiştir.
Milet Okulundan ve Thales'in talebesi ANAXIMANDROS'a göre her şeyin
menşei olan ana madde müşahhas bir şey olarak düşünülmemelidir; onun
bir tek vasfı vardır ki o da sonsuz ve sınırsız oluşudur.
Anaximandros'un bu düşüncesi asrımıza kadar fizikte yer almış bulunan
uydurma «esîr» mefhumunun ilk tezahürüdür. Anaximandros'un memleketlisi
ve talebesi ANAXIMENES (M.Ö. 585-525 tahminen) için bu ana madde hava,
Ege Okulundan Efesli HERACLITUS (M.Ö. 490-430) için ise ateştir.
Sonradan bir tek ana madde ile bir çok şeyin&amp;nbsp;&amp;nbsp;imkansızlığı karşısında
bu tek prensip yerine dualist sistem ikame edilmiştir. Bu sisteme göre,
her şey iyilikle kötülük, sevgi ile nefret gibi birbirine zıt iki
prensibin karşılıklı birleşmesiyle meydana gelir. Şüphesiz bu da yeter
olmayınca Sicilyalı EMPEDOCLES (M.Ö. 490-430) Ege Okulunun tek ana
maddesi yerine dört madde düşünür: toprak, su, hava, ateş ve bunların
yanında iki semevî kuvvet.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/atomun-tarihcesi_10982521.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 15 Mar 2008 11:59:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Genetiğin Dünyada ve Türkiye'de Tarihsel Gelişimi </title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/genetigin-dunyada-ve-turkiye-de-tarihsel-gelisimi_10982041.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/genetigin-dunyada-ve-turkiye-de-tarihsel-gelisimi_10982041.html</guid> 
            <description>
Dünyada hayatın başladığı kabul edilen 4.6 milyar yıl önce,
DNA(deoksiribonükleikasit) yaşamın hücresel metabolik aktivasyonlarını
ortaya koyan genetik yapı olarak hizmet etmiştir. &quot;Gen&quot; terimi 1900.
yıllara kadar kullanılmamasına rağmen genin fonksiyonu ile olan
araştırma 1800 lü yıllarda başlamıştır. Gregor Mendel, Avusturyalı din
adamı, manastırının bahçesinde yıllarca çalıştı, farklı bezelye
varyetelerini melezlemiştir. Dikkatli kayıtlar tutarak, melezlerin
döllerini saymış, bezelye şekli, çiçek rengi, bitki yüksekliği gibi
özelliklere bakarak genlerin fenotipik ekspressiyonunu incelemiştir.
Dikkatli gözlem, doğru kayıt tutarak verileri dikkatlice analiz yapmış
ve her bir bitkinin erkek ve dişi ebeveynlerinin döllerine kalıtım
üniteleri veya faktörlerin varlığı teorisini ortaya koymuştur. 1884
yılında Mendel öldüğü zaman çalışmasının değerini kimse bilmiyordu.
Mendel'in bulduğu faktör veya kalıtım ünitelerini gen olduğu 1900
yıllara kadar anlaşılamadı.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Aynı dönem içerisinde, 1809-1882, İngiliz Charles Darwin, fizikçi ve
biyoloji uzmanı Erasmuz Darwin'in torunu, biyolojik bilimlerde önemli
ilerlemelere neden olan bilgileri topluyordu. Darwin tıp ve din
konusunu çalıştı. Cambridge'den mezun olduktan sonra kariyerini
geliştirmek istiyordu. Darwin bitki ve hayvanlar üzerinde çalıştı,
örnekler topladı ve yaşayan canlıların özelliklerine göre çizdi. Bu
çalışmayla güney amerika kıyılarında Galapagos Adaları üzerindeki
çalışmayla ünlü oldu.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Darwin bu arada birçok fosil topladı ve bugünkü türlerin varlığını
ortaya koyan hayvanların fosillerini buldu. Her adayı ziyaret edip
türlerin karakterler yönünden varyasyon ortaya koyduğunu tespit
etmiştir. İspinozlarda örneğin gaga şekli ve gaga uzunluğu güney
amerika kıyılarında yaşayan türlerle adalarda yaşayan türlerin
ayrılmasında yardımcı olmuştur. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Darwin, çalışmalarında ortaya çıkan son türlerin öncekilerden meydana
gelmesi hakkındaki teorilerini belir.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/genetigin-dunyada-ve-turkiye-de-tarihsel-gelisimi_10982041.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 15 Mar 2008 11:40:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>VİRÜSLER</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/virusler_10981751.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/virusler_10981751.html</guid> 
            <description>Çok küçük mikroorganizmalardır. Uzun süre bilim adamlarının dikkatini
çekmemiştir. Meydana getirdiği hastalıklar hep bakterilerden
bilinmiştir. Elektron mikroskobunun bulunmasıyla ancak virüslerin
farkına varılmıştır. İlk olarak tütün bitkisinin yapraklarında hastalık
meydana getiren virüs bulunmuştur. Daha önce tütünlerde bu hastalığın
bakteriler tarafından meydana getirildiği sanılıyordu, fakat
incelemelerin hiç birisinde bakteriye rastlanmıyordu.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Hasta tütün yapraklarından elde edilen özütün elektron mikroskobuyla
incelenmesinden sonra hastalığın bakteri dışında yeni bir
mikroorganizma tarafından meydana getirildiği görüldü. Bu
mikroorganizmalarda daha önce hiç rastlanılmayan ve bilinmeyen bir yapı
ortaya çıktı.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Normal hücre yapısına benzemeyen virüslerde sadece dış tarafında bir
protein kılıf ve içerisinde nükleik asit vardı. Bunların dışında
sitoplazma, organel gibi yapılar bulunmuyordu. Bu yapıda onların
zorunlu parazit yaşamalarını gerektiriyordu. Evet, bir virüsün yapısı
sadece dışta bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asitten meydana
gelir.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Herhangi bir organeli ve enzimleri olmadığı için normal bir hücre
gibi yaşamlarını sürdürebilmeleri olanaksızdır. Yaşamsal faaliyet
(üreme gibi) gösterebilmek için mutlaka canlı bir hücreye girmeleri
gerekir. Hücre dışında ise kristal halde bulunurlar. Bu yüzden bilim
adamları tarafından cansızlık ile canlılık arasında geçiş formu olarak
kabul edilirler. Virüsler küre, çubuk ve elips şeklinde olabilirler.
Bulundurdukları nükleik asit tek çeşittir. Yani ya sadece DNA yada
sadece RNA bulundururlar.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Aynı zamanda çok ta spesifiktirler. Sadece belirli hücrelere
girerler. Bir kuduz virüsü sadece beyin hücrelerine, uçuk virüsü sadece
ağız civarındaki epitel doku hücrelerine bir bakteriyofaj sadece
belirli bakteri türlerine, AIDS virüsü sadece kandaki akyuvar
hücrelerine gibi.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Virüs hüc.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/virusler_10981751.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 15 Mar 2008 11:34:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>BİYOLOJİ SÖZLÜĞÜ</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/biyoloji-sozlugu_10980961.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/biyoloji-sozlugu_10980961.html</guid> 
            <description>alıntı: www.odevforum.com&lt;br&gt;&lt;br&gt;Abiyogenez: Canlıların cansız maddelerden meydana geldiğini savunan görüş. &lt;br&gt;&lt;br&gt;
Açık dolaşım: Kanın damarlardan dokular arasındaki özel boşluklara
yayılıp, madde alış-verişi olduktan sonra toplayıcı damarlarla kalbe
dönmesine denir. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adaptasyon: Canlının yaşama ve üreme şansını artıran çevreye uyumunu sağlayan ve kalıtsal olan özellikleri.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adenin: Adenintimin protein çiftinin bir azotlu bir bileşeni. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adenozin trifosfat (ATP):Canlıların doğrudan kullandığı hücresel enerji molekülü, biyolojik enerji. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adrenalin:Böbrek üstü bezinden salgılanan hormon. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Aerobik solunum: Hücrede yalnız moleküler oksijenin kullanıldığı bir solunum şeklidir. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;</description>
            <pubDate>Sat, 15 Mar 2008 11:17:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Türk Devletleri'nin Kuruluş ve Yıkılış Tarihleri</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/turk-devletleri-nin-kurulus-ve-yikilis-tarihleri_10980421.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/turk-devletleri-nin-kurulus-ve-yikilis-tarihleri_10980421.html</guid> 
            <description>&lt;br&gt;
Büyük Türk Devletleri&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Büyük Hun İmparatorluğu/M.Ö. 4. asır - M.S. 48&lt;br&gt;
Avrupa (Batı) Hun İmparatorluğu/374-496&lt;br&gt;
Ak Hun (Eftalit) İmparatorluğu/4. asır sonları - 577&lt;br&gt;
Birinci Göktrük İmpararorluğu/552-582&lt;br&gt;
Doğu Göktürk İmparatorluğu/582-630&lt;br&gt;
Batı Göktürk İmparatorluğu/582-630&lt;br&gt;
İkinci Göktürk İmparatorluğu/681-744&lt;br&gt;
Uygur İmparatorluğu/744-840&lt;br&gt;
Avrupa Avar İmp.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/turk-devletleri-nin-kurulus-ve-yikilis-tarihleri_10980421.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 15 Mar 2008 11:07:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>PERİYODİK CETVEL</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/periyodik-cetvel_10582491.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/periyodik-cetvel_10582491.html</guid> 
            <description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;
					&lt;b&gt;&lt;br&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					Elementlerin atomlarındaki elektron ve proton sayıları 
					dikkate alınarak&amp;nbsp;sıralanmış bir tablodur.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Periyodik 
					cetvelde,elementler artan atom numaralarına göre ve 
					özellikleri&amp;nbsp;birbirine benzeyen atomlar alt alta gelecek 
					şekilde düzenlenmiştir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Periyodik cetvelde yatay sıralara 
					periyot,düşey sütunlara grup&amp;nbsp; 
					denir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					Periyotların Özellikleri&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					1- Enerji seviyesi (yörünge) 
					sayısı,elementin bulunduğu periyodu verir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nb.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/periyodik-cetvel_10582491.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 09 Mar 2008 21:02:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>MADDENİN ORTAK ÖZELLİKLERİ</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/maddenin-ortak-ozellikleri_10582201.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/maddenin-ortak-ozellikleri_10582201.html</guid> 
            <description>&lt;br&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					Maddenin&amp;nbsp; ortak özellikleri &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					Bunlar; Tanecikli yapısı, gözenekli yapısı, hacmi, kütlesi, 
					eylemsizlik, ağırlık.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					Ortak özellikler miktara bağlı olan özelliklerdir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Biz 
					bunlardan sadece üç tanesini inceleyeceğiz.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hacim: &amp;nbsp;Maddenin 
					boşlukta kapladığı yerdir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Aynı 
					yerde iki farklı madde aynı anda bulunamaz.Örneğin;su dolu 
					kaba bir cisim atarsanız,&amp;nbsp;kaptan su taşar.Belirli bir 
					sıcaklıkta katı ve sıvıların hacimleri belirgin olmasına 
					rağmen gazlarda&amp;nbsp;belirgin değildir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;
					&amp;nbsp;GAZ; içinde bulunduğu kabın 
					şeklini alır.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kütle</description>
            <pubDate>Sun, 09 Mar 2008 20:59:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>SİNDİRİM SİSTEMİ</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/sindirim-sistemi_10582031.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/sindirim-sistemi_10582031.html</guid> 
            <description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;
					&lt;br&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;
					&amp;nbsp;Dışarıdan alınan besinlerin,sindirim organlarında 
					kimyasal&amp;nbsp;&amp;nbsp;değişmelere uğrayarak suda çözülüp,kana 
					geçebilecek hale gelmesine&amp;nbsp;sindirim denir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					Su,madensel tuzlar ve vitaminler sindirime uğramazlar.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;
					Sindirim Sistemi 
					Organlarımız&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					Ağız-Yutak-Yemek Borusu-Mide&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İnce Bağırsak-Kalın 
					Bağırsak-Anüs&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sindirim Sistemi 
					Organları&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;n.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/sindirim-sistemi_10582031.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 09 Mar 2008 20:58:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title> ELEKTRİKLENME ÇEŞİTLERİ</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/elektriklenme-cesitleri_10581891.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/elektriklenme-cesitleri_10581891.html</guid> 
            <description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;
					&lt;br&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Atomların çekirdeklerindeki 
					tanecikler birbirlerine çok büyük kuvvetlerle 
					tutundukları&amp;nbsp;için basit enerjilerle koparılamaz veya ilave 
					edilemez.Ancak, elektronların bağ enerjileri çekirdeğe göre 
					zayıf olduklarından, basit kuvvetlerle atomlardan 
					koparılabilir veya atoma ilave edilebilir.Buna&amp;nbsp;göre, nötr 
					atomu dışarıya karşı elektrikli hale getirme işini, alınan 
					veya ilave edilen elektronlar gerçekleştireceklerdir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;a)
					Sürtünme İle 
					Elektriklenme&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Uygun özellikte iki cisim birbirine 
					sürtülürse,sürtünen cisimlerden biri (+), diğeri 
					(-)&amp;nbsp;elektrikle yüklenmiş olur.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yünlü kumaş ebonit çubuğa 
					sürtülürse, ebonit çubuk (-) negatif, yünlü kumaş (+) 
					pozitif elektrikle yüklenir.Aynı şekilde cam ve ipekli kumaş 
					sürtünmesiyle cam (+), ipekli kumaş (-).. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/elektriklenme-cesitleri_10581891.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 09 Mar 2008 20:56:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>KALITIM</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/kalitim_10581691.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/kalitim_10581691.html</guid> 
            <description>
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					Canlıların sahip oldukları 
					genetik karakterlerin yavruya aktarılmasına&amp;nbsp;
					kalıtım denir. Bu 
					konuyu inceleyen bilim dalına da
					genetik denir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Zigotta 
					ana ve babadan gelen genler bir araya gelir. Yavruda güçlü 
					olan&amp;nbsp;genin etkisi görülür. Genlerle aktarılan karakterlere 
					kalıtsal karakterler denir. Genler kromozomların&amp;nbsp;üzerinde 
					bulunurlar.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;
					Kalıtım ile ilgili kavramlar&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;</description>
            <pubDate>Sun, 09 Mar 2008 20:54:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>MADDENİN AYIRT EDİCİ ÖZELLİKLERİ</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/maddenin-ayirt-edici-ozellikleri_10581511.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/maddenin-ayirt-edici-ozellikleri_10581511.html</guid> 
            <description>
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					Bir maddeyi diğer 
					maddelerden ayıran temel özelliğe ayırt edici özellik denir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ayırt edici özellikler maddenin 
					kütlesine ve hacmine bağlı olmayıp maddenin cinsine 
					bağlıdır.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Çünkü öz kütle madde miktarına 
					ve madde hacmine bağlı değildir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Örneğin; 1 gram su ile 100 gram 
					suyun öz kütleleri aynıdır. Dolayısıyla iki 
					maddeyi&amp;nbsp;birbirinden ayırt etmek için belli bir sıcaklıktaki 
					öz kütlelerine bakılır.&lt;/b&gt; &lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Maddelerin öz kütleleri aynı 
					ise bu maddeler aynı tür madde olabilir.Maddelerin 
					öz&amp;nbsp;kütleleri farklı ise bu maddeler kesinlikle farklı 
					maddelerdir.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;br&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;n.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/maddenin-ayirt-edici-ozellikleri_10581511.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 09 Mar 2008 20:52:01 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>BİLEŞİKTEKİ ELEMENTLERİN KÜTLECE YÜZDE HESAPLAMALARI</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/bilesikteki-elementlerin-kutlece-yuzde-hesaplamalari_10581351.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/bilesikteki-elementlerin-kutlece-yuzde-hesaplamalari_10581351.html</guid> 
            <description>
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Moleküller sonuçta çok küçük atomların bir 
					araya gelerek oluşturdukları gruplardır.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sizinde bildiğiniz gibi bu küçük şeylerle 
					hesaplamalar yapmak zor olacaktır. Bunun için bir&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 
					molekül yerine AVAGADRO SAYISI kadar molekül alıp hesaplama 
					yapmak daha kolaydır.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Avagadro sayısı çok büyük bir sayı olduğu 
					için üstlü olarak yazılır. &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu sayı; 6,02x10²³ dür.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir molekül hidrojen iki hidrojen atomundan 
					oluşuyordu.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir mol atom Avagadro sayısı kadar aynı 
					atomun bir araya getirilmesi ile oluşur.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir mol molekül ise Avagadro sayısı kadar 
					molekülün bir araya getirilmesi ile oluşur.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
					&lt;p&gt;&lt;b&gt;
					&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;n.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/bilesikteki-elementlerin-kutlece-yuzde-hesaplamalari_10581351.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 09 Mar 2008 20:52:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>UÇAĞIN İCADI</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/ucagin-icadi_10580031.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/ucagin-icadi_10580031.html</guid> 
            <description>&lt;br&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;SERDARKALKAN.COM&lt;br&gt;
            &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://www.serdarkalkan.com/ucus.jpg&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;277&quot; width=&quot;354&quot;&gt;&lt;/p&gt;
            &amp;nbsp; 
            1900 yıllarına doğru, bir gün 
    Orville Wright (Örvil Rayt), Ohio (Ohayo)' daki Dayton şehrinin 
    kütüphanesinde bir kitap okumuştu. Bunda bir adamın motorsuz uçağa benzer 
    bir araçla, yani kocaman bir uçurtma ile uçtuğundan söz ediliyordu. Orville 
    Wright bu büyük başarıya hayran oldu, kendisi de uçmak istedi. Onun bu 
    merakı, kardeşi Wilbur (Vilbur)'u da sardı. İki kardeş, uçak yapmak için 
    çalışmaya başladılar. Wright kardeşler bisikletçilikle uğraşırlardı. 
    Dükkânlarının içinde dolambaçlı bir tünel açtırdılar; bu tünelde oluşan 
    rüzgârın kanatlar üzerinde nasıl etkiler yapacağını denemeye başladılar. 
    Ayrıca uçurtmalar üzerinde de denemeler yaptılar. Artık hep bunlarla 
    uğraşıyor ve yaptıkları uçak taslaklarını ilerletiyorlardı. En sonunda büyük 
    bir uçurtma, yani motorsuz bir uçak yapmayı başardılar. Sonra bir de motor 
    yaptılar. Bunları 1903 yılının 17 Aralık günü Kuzey Carolina (Karolayna)'da 
    bir yere götürdüler. Burada motoru uçurtmaya yerleştirdiler, yani uçurtmayı 
    uçak şekline soktular. İki kardeş bu uçakla ilk defa hangisinin uçacağını 
    kura ile tayin ettiler. Kurayı Orville kazandı.Çok soğuk ve güneşsiz bir gündü; kesici bir rüzgâr esiyordu; uçağın 
    etrafındaki beş kişi ısınmak için kollarını açıp kapıyor ve yerlerinde 
    sıçrıyorlardı. Fakat bu şiddetli soğuğa rağmen, Orviile uçağa fazla ağırlık 
    yükletmemek için sırtına palto bile almadı. Saat onu tam beş geçe Orviile 
    Wright uçağa bindi. Makine gürledi, aksırıp öksürdü ve uçak yükseld.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/ucagin-icadi_10580031.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 09 Mar 2008 20:44:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>tekerleğin icadı</title>
            <link>http://ergunemre.blogcu.com/tekerlegin-icadi_10530591.html</link>
            <guid>http://ergunemre.blogcu.com/tekerlegin-icadi_10530591.html</guid> 
            <description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;
            &lt;b&gt;
            SERDARKALKAN.COM&lt;br&gt;&lt;a href=&quot;http://serdarkalkan.com/tekerlegin_icadi.htm&quot;&gt;
            &lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;a href=&quot;http://serdarkalkan.com/tekerlegin_icadi.htm&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;Tekerlek&quot; longdesc=&quot;/wiki/Resim:Wheel_Iran.jpg&quot; src=&quot;http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/e6/Wheel_Iran.jpg/180px-Wheel_Iran.jpg&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;174&quot; width=&quot;170&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;
            &amp;nbsp; 
            &lt;b&gt;
            Tabiatta hiç bir örneğine 
            rastlanmadığı halde, bize son derece doğal gelen ve modern tekniğin 
            ekseni olacak kadar önemli bir icadı, tekerleği de Güneybatı Asya'ya 
            borçluyuz. &lt;br&gt;
            &lt;br&gt;
            Elimize, tekerleğin hangi tarihte icat edildiğini gösterecek hiç bir 
            belge geçmemiştir. Ancak bu aracın günümüze en eski çağlardan 
            geldiği de kesindir. Amerikalı arkeolog Speiser, Gawra'da, M.Ö. 
            3.000-2.500 yıllarının kalıntılarında tekerleğe rastlanmış; İngiliz 
            meslektaşı Woolley de Ur'da, M.Ö. 2.950 yıllarından kalma mezardan 
            bir tekerlek çıkarmıştı. Ne gibi bir ihtiyacın bu icada yol açtığı 
            kesinlikle bilinmiyor. General Frugier'nin ilginç ve inandırıcı 
            varsayımına göre; Yontma Taş Çağı'ndan başlayarak insan, avladığı 
            hayvanı, kaya parçaları gibi bazı şeyleri taşıma ihtiyacını 
            duymuştur. Bu soruna çare ararken, kesilmiş bir ağacın 
            yuvarlandığını, böylece taşımayı kolaylaştırdığını fark eden 
            insanlar yüklerini iki ağaç kütüğünün üzerine koymayı akıl ettiler. 
            İngiliz tarihçisi Maccurdy'ye göre; tekerleğin atası,.. ( &lt;a href=&quot;http://ergunemre.blogcu.com/tekerlegin-icadi_10530591.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 09 Mar 2008 13:01:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://ergunemre.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>